Tanrı Bizi Bıraktığı Cami Avlusundan Alıyor mu?

tanri-kavrami-tanri-nedirHepimizin malumu Nietzsche ''Tanrı öldü'' beyanıyla hiç kimsenin yapamayacağı kadar açık ifade etti kendi fikrini. Varlığından asla emin olamadığımız, bazı inançlarda şüphemizi de bu tekinsizlik içinde gömmemiz gereken, mümkünse sormayalım dediğimiz bir ‘ŞEY’ ,’VARLIK’,’YARATICI’ hakkında gazeteye ölüm ilanı verir gibi sakin ve emin söyledi, gitti. Nietzsche o zaman her ne kadar bağırmamış olsa da bugün hala yankılanan bir ses bu. Onun bulamadığı, belki de beklediğini bulamadığı demek daha doğru, İncil'deki Tanrıydı hatta Tevrat'takine de benzetemedi belki gördüğünü, duyduğunu… Belki sevmedi Tanrıya giydirdiğimiz çuvalı, belki çuvalın içinde kıpırdanan bir şey olmaması onu uzaklaştırdı. Belki kıskandı ve ben olsam bir çuvaldan çok daha ona yakışanı yapabilirdim onun için dedi. Belki de bizim bugün en büyük hobimiz olan 3. Yeni gruplar hayran kitlelerini büyüttüğünde ve popüler olduğunda uzaklaşmamız gibi Tanrıyı çok popüler buldu ve reddetti. Hatta belki Tanrı kulağına ben yokum dedi ve gitti. Her ne olduysa olması ona ve bütün insanlığa çok şey kattı.

Her şey Tanrıydı. Biz de Tanrıyı aradık

Esasen Nietzsche’den önce ve sonra yüzyıllardır bekledik ve aradık. Sebep olanı, hak ettiğimizi, bizi sevebilecek olanı, anlamı, amacı, iyiyi, çareyi, umudu… Her şey Tanrıydı. Biz de Tanrıyı aradık. Bizi sevecek olanı, koruyacak olanı, yol gösterecek olanı… Affetmesini istedik, bilmediğimiz hataları bağışlamasını diledik. O bizi sevsin diye iyi olmaya çalıştık. Karşılık olarak affedilmeyi bekledik sadece. Hiç bilmediğimiz ve tanış olmadığımız birine karşı o kadar suçlu hissediyorduk ki ağlayarak af diliyorduk. O kadar korkuyorduk ki bizi yakmasın diye dua ediyorduk. Tanrı korku, öfke ve ateş oldu birden. Diktiğimiz çuval yandı. Algımız genişledi. Düşündük durduk ve biz de öfkeli ateş topları olduk ona karşı. Kızdık ona, sonra baktık kızmamıza ve sövmemize rağmen ağzımız ve burnumuz yerinde, başımıza yıldırım düşmüyor, ölüvermiyoruz birden. İhtiyacımız yok dedik kendimize, zaten tekiz istesek de yardım etmiyor. Sonra unuttuk ha var ha yok devam ettik hayatımıza.




Peki, bugün ne düşünüyoruz? Bu zamana kadar anlatılanların çoğunun çarpıtma olduğuna mı? Mukaddes kitapların yanlış tercüme edildiklerine mi? Yoksa zındıkların Tanrıya düşman olduklarına ve IŞİD’e mi? Neye inanıyorsunuz bilmiyorum. Elinizde bu kocaman, devasa, sonsuza giden anlam ve arayış yapbozunun hangi parçaları var ve nasıl birleştirdiniz, ne çıktı ortaya bilmiyorum. Ben geldiğim noktada tüm inandıklarım, okuduklarım, kabullerim ve varsayımlarım neticesinde kendimi o terkedildiğim avludan alınmış hissediyorum. Hatta beni tekrar alabilmek için bırakmış gibi ve bırakan da bırakılan da benmişim gibi.

 Evrim ve ziplenmiş DNA, ruhun içindeki Tanrı nüvesi, Ömer Hayyam şiirleri, divan şiirlerindeki âşık ve maşuk tasviri, cennet ve cehennem metaforu, ortak bilinç, en az 10 boyuttan oluştuğuna emin olduğumuz bu evren, 1000 yıl yaşadığı anlatılan Nuh peygamber… Bunlar benim inanılmaz birbirine yakıştırdığım ve beni avluda tek başıma ağlamaktan kurtaran bilgiler. Belki bir gün herhangi bir yerde daha detaylı çarpışırız.

Yorum Gönder

0 Yorumlar